Fionn Harrington
Fionn Harrington, 2010 yılında yarı varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Paranın sorun olmadığı bir ortamda büyümesine rağmen Fionn, küçük yaşlardan itibaren sahip olduğu şeylerle yetinmeyen bir çocuktu. Arkadaşlarının ve komşularının evlerinden eşya çalmaya, insanları kandırmaya ve yaşı ilerledikçe çeşitli yasa dışı işlere bulaşmaya başladı.
Fionn'un ailesi onun yaptıklarını uzun süre gizlemeye çalışsa da zamanla bu durum onlar için bir utanç kaynağına dönüştü. Fionn, ailesi tarafından giderek daha fazla azarlandı ve uyarıldı. Ancak hiçbir uyarı onun davranışlarını değiştirmedi. Aksine Fionn, yakalandığı her durumda yalan söyleyerek kendisini kurtarmayı öğrendi. Suçu başkasının üzerine atmak, olayları çarpıtmak ve insanları kendi istediği şeye inandırmak onun için zamanla alışkanlık haline geldi.
Zenginlerin Vebası başladığında Fionn ailesiyle birlikte H-12 sığınağına yerleşti. Sığınakta bile eski alışkanlıklarından vazgeçmedi. Başlangıçta küçük eşyalar çalan Fionn, zamanla daha değerli şeyleri çalmaya başladı. Yakalandığında ise her zaman bir bahanesi vardı. Bazen hiçbir şey bilmediğini söylüyor, bazen başka birinin yaptığını iddia ediyor, bazen de çaldığı şeyi geri vererek kendisini masum göstermeyi başarıyordu.
Ailesinin sabrı sonunda tükendi.
Fionn 18 yaşına bastığında ailesi, sanki bu günü uzun zamandır bekliyormuşçasına onu aileden attı. Fionn bunun geçici bir tehdit olduğunu düşündü. Ailesinin sonunda onu geri alacağını sandı. Ancak H-12 sığınağından da kovulması çok uzun sürmedi.
Hayatı boyunca başkalarının onun için yemek yaptığı, kıyafetlerini hazırladığı ve sorunlarını çözdüğü bir dünyada yaşayan Fionn, ilk kez tamamen yalnız kalmıştı. Yemek yapmayı bile doğru düzgün bilmiyordu. Elindeki yiyecekleri kısa sürede tüketti ve açlıkla mücadele etmeye başladı.
H-12'den atıldıktan birkaç gün sonra Fionn neredeyse ayakta duramayacak hale geldi. Açlık ve halsizlik bir yana, etrafta dolaşan asiller tarafından yakalanma korkusu da onu sürekli tetikte tutuyordu.
Dördüncü gününde terk edilmiş bir otel buldu. İçeride konserve veya yenebilecek herhangi bir şey bulma umuduyla kalan son gücünü topladı ve otelin kapısına saldırdı. Kapıyı kırmayı başardığında aldığı darbenin etkisiyle yere düştü.
Başını kaldırıp içeri baktığında ise beklemediği bir manzarayla karşılaştı.
Dört maskeli insan ona silah doğrultuyordu.
Fionn'un gözleri silahlara takıldı. Açlık, korku ve bitkinlik birleşince bilincini kaybetti.
İki gün sonra gözlerini açtığında kendisini bir yatakta buldu. Ellerinde kelepçe, kollarında serum vardı. Odanın diğer tarafında ise dört kişi onu dikkatle izliyordu.
Fionn ilk başta korktu. Fakat korkusunu belli etmek yerine hemen düşünmeye başladı.
Bu insanlara ne söylemesi gerektiğini hesapladı.
Gerçeklerin yalnızca küçük bir kısmını anlattı. Ailesinden bahsederken bazı detayları değiştirdi, yaptığı hırsızlıkları küçülttü ve kendisini daha çok çaresiz bir kurban gibi gösterdi. Söylediklerinin ne kadarının doğru olduğu hiçbir zaman tam olarak anlaşılmadı.
Ancak işe yaradı.
Dört kişi Fionn'a acımaya başladı.
Kendilerini Mark, Elizabeth, John ve Jose olarak tanıttılar.
Grubun en yaşlısı Mark'tı. Eski bir tarih öğretmeni olan Mark, grubun liderliğini üstlenmişti. Saçları ağarmış, sakin ve güven veren bir adamdı. İnsanlara karşı sabırlıydı ve özellikle zor zamanlarda soğukkanlılığını koruyabiliyordu.
Elizabeth, Mark'ın kızıydı. Kumral saçları ve dikkat çekici görünümüyle babasına oldukça benzeyen Elizabeth, karakter olarak da Mark'ın en yakın kopyasıydı. Düşünceli, nazik ve insanlara karşı iyi niyetliydi. İnsanların kötü yönlerini görmek yerine iyi taraflarını görmeyi tercih ediyordu.
John grubun mekanik ve teknoloji konusunda en bilgili kişisiydi. Araçlardan, makinelerden ve çeşitli elektronik sistemlerden anlıyordu. Aynı zamanda grubun stratejistiydi. Diğerlerinin aksine insanlara kolay kolay güvenmezdi. Özellikle Fionn'un anlattığı hikâyelerdeki tutarsızlıkları fark eden tek kişiydi.
Jose ise grubun fiziksel gücüydü. Eski bir asker olan Jose, grubun öncüsü ve koruyucusuydu. Korkusuzdu, güçlüydü ve çoğu zaman düşünmeden hareket ederdi. İnsanlara çok kolay güvenmesi ise en büyük zaafıydı.
Fionn zaman içerisinde grubun beşinci üyesi haline geldi.
Ancak Fionn'un gruba gerçekten güvenip güvenmediği hiçbir zaman belli olmadı.
Mark ve Elizabeth ona aile gibi yaklaşırken Jose onu kardeşi olarak görmeye başladı. John ise mesafesini hiçbir zaman tamamen kaldırmadı.
Fionn da onlara karşı bağlıymış gibi davranıyordu.
Gerçekte ise Fionn insanlara güvenmeyi çoktan bırakmıştı.
Hayatı boyunca insanların kendisini terk edeceğine, kandıracağına veya çıkarları için kullanacağına inanmıştı. Bu yüzden kendisi de herkesi kullanabileceğine inanıyordu. İnsanlara güvenmek yerine onları gözlemliyor, zayıf noktalarını öğreniyor ve gerektiğinde bunları kendi çıkarına kullanıyordu.
Yalan söylemek onun için artık yalnızca bir savunma mekanizması değil, bir hayatta kalma yöntemi olmuştu.
Buna rağmen grubun yanında geçirdiği zaman Fionn'un hayatında ilk kez gerçek bir aidiyet hissi oluşturdu.
Fionn'un hırsızlık alışkanlıkları ise devam etti. Başlangıçta küçük şeyler çalarken zamanla daha değerli eşyaları saklamaya başladı. Yakalandığında yine yalan söylüyor, çoğu zaman yaptığı şeyleri şakaya vuruyor veya başka bir açıklama uyduruyordu.
Grup onu tanıdıkça bu davranışlarının farkına varmaya başlasa da birlikte oldukları için kimse Fionn'u tamamen dışlamadı.
Bir süre sonra grup, daha güvenli bir yaşam kurabilmek için Zentrum'a gitmeye karar verdi.
Yola çıkarken tüm erzaklarını tek bir çantada topladılar ve çantayı grubun en güçlü kişisi olan Jose taşıdı.
Sıraları Jose, John, Mark, Fionn ve Elizabeth şeklindeydi.
Her şey normal giderken Fionn yanlışlıkla bir cam parçasının üzerine bastı.
Camın çıkardığı tiz ses Fionn'u korkuttu ve istemsizce hafif bir çığlık attı.
Ses küçük olmasına rağmen yeterliydi.
Etraftaki asiller grubun yerini fark etti.
Kısa süre içerisinde grup tamamen çevrelendi.
Jose ve Elizabeth silahlarına sarılarak grubun önünü açmaya çalıştı. John bir çıkış yolu bulmaya çalışırken Mark onları yönlendirmeye uğraşıyordu.
Sonunda Jose ve Elizabeth bir kaçış koridoru açmayı başardı.
Fakat cephaneleri tükenmişti.
Yeni asiller koridoru kapatmadan önce yalnızca bir kişinin geçebileceği kadar zaman vardı.
Fionn o anda yere baktı.
Erzak çantasını gördü.
Sonra grubuna baktı.
Bir saniyeliğine tereddüt etti.
Ardından çantayı kaptı ve koridora doğru koştu.
Arkasında kalanları kurtarmaya çalışmadı.
Arkadaşlarını geride bıraktı.
Fionn koşarken arkasından gelen sesleri duydu.
"Sana güvenmiştim."
"Biliyordum."
"Hayatımın en büyük hatası."
Fionn durmadı.
Zentrum'a doğru koşmaya devam etti.
Ancak o sözler zihninden hiç çıkmadı.
İlk kez hayatında yaptığı bir şeyin sonucundan kaçamıyordu.
Yine de pişmanlığı uzun sürmedi.
Fionn kendisine tek bir şey söyledi:
"Onlar olmasaydı ben ölecektim."
Kendini haklı çıkarmak için bu cümleyi tekrar tekrar kullandı.
Zentrum'a ulaştığında ise eski hayatından geriye hiçbir şey kalmamıştı.
Ailesi yoktu.
H-12 yoktu.
Mark, Elizabeth, John ve Jose yoktu.
Ve Fionn artık kimseye güvenmiyordu.
Daha doğrusu, kimsenin ona güvenmesini istemiyordu.
Çünkü Fionn için güven, bir insanın sana verebileceği en büyük zayıflıktı.
Zentrum'da kendisine yeni bir ekip aramaya başladı.
Bu kez insanları tanımaya çalışırken onların kim olduğunu değil, onlardan ne elde edebileceğini düşünüyordu.
Kime yalan söyleyebileceğini, kimi manipüle edebileceğini ve işler ters giderse kimi arkasında bırakabileceğini hesaplıyordu.
Fionn Harrington artık yalnızca hırsız değildi.
O, hayatta kalmak için yalan söyleyen, insanları manipüle eden, kimseye güvenmeyen ve gerektiğinde en yakınındaki insanı bile geride bırakabilecek kadar kurnaz biriydi.
Ancak Fionn'un en büyük problemi şuydu:
İnsanlara güvenmiyordu.
Ve zamanla, insanların da ona neden güvenmediğini anlamaya başlayacaktı.
Bu Bölüm Yalnızca Whitelist Oyuncularına Açıktır
Karakterin şehir içi gizli sırlarını, derin rol geçmişini ve kapalı rol hikayesini okumak için sunucuda onaylı Whitelist üyesi olmanız gerekir.