Aktif / Yaşıyor

Jane Moss

Discord Oyuncusu: hypermistra
Karakter Tema MüziğiHazır
0:00 / 5:20
%3
Karakter Hikayesi & Biyografisi
Herkese Açık Katman

JANE MOSS

1. Salgından Önce

Jane Moss, salgından önce sıradan bir hayat sürüyordu. Annesinin nerede olduğu, hayatının büyük bir bölümünde konuşulmayan bir konu olarak kalmıştı. Onu büyüten kişi babasıydı. Jane, çocukluğundan itibaren babasının yanında yetişmiş ve hayatının büyük bir kısmını onun işlettiği küçük oto tamirhanesinin çevresinde geçirmişti.

Babası, hayatını arabaları tamir ederek kazanan, az konuşan ama ailesine bağlı bir adamdı. Jane'e yalnızca bir meslek öğretmiyordu; ona kendi başının çaresine bakmayı, bir şey bozulduğunda hemen pes etmemeyi ve en kötü durumda bile soğukkanlı kalmayı öğretiyordu.

Jane okuldan arta kalan zamanlarında tamirhanede çalışırdı. Başlangıçta eline verilen işler basitti: aletleri taşımak, parçaları temizlemek, vidaları ayırmak ve çalışma alanını düzenlemek. Zamanla motorların çalışma mantığını öğrenmeye, arızaları tespit etmeye ve küçük tamiratları tek başına yapmaya başladı.

Salgın başladığında henüz hayatının başındaydı. Gelecekle ilgili büyük hayalleri yoktu belki ama güvende olduğu bir evi, yanında güvendiği bir babası ve her gün geri dönebileceği bir işi vardı. Onun için bunlar yeterliydi.

Ta ki o akşama kadar.

2. Her Şeyin Değiştiği Akşam

İlk haberleri radyodan duymaya başladılar.

Başlangıçta bunlar sıradan asayiş haberleri gibi görünüyordu. Şehir merkezinde yaşanan şiddet olayları, açıklanamayan saldırılar, hastanelerdeki yoğunluk ve yetkililerin halka yaptığı uyarılar…

Ancak saatler geçtikçe haberlerin tonu değişmeye başladı. İnsanlara evlerinde kalmaları söyleniyor, bazı yolların kapatıldığı bildiriliyor ve saldırganların alışılmış yöntemlerle durdurulamadığından bahsediliyordu.

Babası radyonun sesini biraz daha açtı. Jane ise elindeki anahtarı tezgâha bırakarak haberleri dinlemeye başladı.

İkisi de henüz bunun ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyordu.

Akşam saatlerinde tamirhanenin önünden bir motor sesi duyuldu. Eski, hasarlı bir araç kontrolünü kaybetmiş gibi yola savruluyor, motorundan yoğun duman yükseliyordu. Araç, tamirhanenin kapısına büyük bir gürültüyle çarptı.

Jane ve babası hemen dışarı fırladı.

Aracın kaportası ezilmiş, ön camı çatlamıştı. Direksiyon başındaki adam hareketsiz duruyordu. Babasının yanında çalışan çıraklardan biri hiç düşünmeden araca koştu ve sürücüyü dışarı çıkarmaya yardım etti. Adamı yere yatırdıktan sonra nabzını kontrol etmek için eğildi.

Bir anlığına her şey sessizleşti.

Ardından adamın gözleri açıldı.

Fakat karşılarında gördükleri kişi artık birkaç dakika önce araç kullanan adam değildi. Sürücü, çırağın üzerine atıldı ve onu ısırdı. Çırağın çığlığı tamirhanenin önünde yankılanırken diğerleri ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Jane olduğu yerde donup kaldı.

Babası ise tehlikenin ne olduğunu anlamak için daha fazla beklemedi. Jane'in kolunu yakaladı ve onu araçtan uzaklaştırarak kendi dört çeker arabasına götürdü.

"Jane, bana bak. Koş!"

Babası onu arabaya bindirdi ve kontağı çevirdi. Motor çalıştığında tamirhanenin çevresinde başka insanların da bağırdığını duyabiliyorlardı. Sokaklar kısa sürede kargaşaya dönüşmüştü.

Jane arka camdan tamirhaneye baktı. Çocukluğunun geçtiği yer, babasının yıllarca emek verdiği dükkân, geride bıraktıkları her şey birkaç dakika içinde anlamını yitirmişti.

O gece bir daha geri dönüp dönemeyeceklerini bilmiyordu.

3. Dağdaki Ev

Babası, şehirden uzak, ormanlık ve dağlık bir bölgede bulunan evlerine gitmeye karar verdi. Burası normal zamanlarda hafta sonları dinlenmek için kullandıkları, şehirdeki hayatlarından uzakta küçük bir sığınaktı.

Ev lüks değildi. Eski bir şöminesi, küçük bir mutfağı, birkaç odası ve temel ihtiyaçları karşılayabilecek bir deposu vardı. Ancak şehre uzaklığı ve çevresindeki zorlu arazi, burayı ilk günlerde güvenli bir seçenek hâline getiriyordu.

İlk haftalar boyunca dışarıdaki dünya hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyorlardı. Radyo zaman zaman çalışıyor, cızırtıların arasından acil durum duyuruları, yardım çağrıları ve farklı yerleşkelerden gelen anlaşılmaz mesajlar duyuluyordu.

Bazı yayınlarda güvenli bölgelerden söz ediliyor, bazılarında ise şehirlerin artık kontrol altında olmadığı bildiriliyordu.

Babası evin çevresini güçlendirdi. Pencereleri kapattı, kapılara ek kilitler taktı ve ellerindeki malzemelerle basit engeller hazırladı. Daha sonra erzak bulmak için kontrollü şekilde dışarı çıkmaya başladı.

Jane ise çoğunlukla evde kalıyordu.

Babası ona yalnızca gerekli olduğunda dışarı çıkmasını, tanımadığı insanlara güvenmemesini ve her zaman bir kaçış yolu düşünmesini öğütlüyordu. Jane de bu kurallara uyuyordu. Evde kaldığı zamanlarda tamir aletlerini düzenliyor, ellerindeki malzemeleri sayıyor ve bozulan eşyaları onarıyordu.

Günler haftalara, haftalar aylara dönüştü.

Zamanla ikisi de yeni hayatlarına alışmış gibi görünmeye başladı. Ancak bu alışkanlık, dünyanın eskisi gibi olduğu anlamına gelmiyordu. Her uzak motor sesi, her beklenmedik gürültü ve radyodaki her kesinti onlara tehlikenin hâlâ orada olduğunu hatırlatıyordu.

İki yıl boyunca bu şekilde yaşadılar.

Jane, babasının yanında hayatta kalmayı öğrendi. Ama farkında olmadan, güvenli bir hayatın ne kadar kırılgan olduğunu da öğreniyordu.

4. Geri Dönmeyen Adam

Bir sabah babası, erzaklarının azaldığını fark etti. Her zamanki gibi hazırlanıp dışarı çıkacağını söyledi. Yanına gerekli aletlerini aldı, aracını kontrol etti ve Jane'e hava kararmadan dönmeye çalışacağını belirtti.

Jane onun gitmesini istemiyordu. Son zamanlarda babasının daha yorgun göründüğünü fark etmişti. Yine de bunu açıkça söylemek yerine, dönüşünde birlikte arabanın bakımını yapabileceklerini hatırlattı.

Babası hafifçe gülümsedi.

Sonra kapı kapandı.

Saatler geçti.

Güneş dağların arkasına çekildiğinde Jane hâlâ pencereden yolu izliyordu. Gece boyunca radyoyu dinledi, dışarıdaki seslere kulak verdi ve babasının aracının motorunu duymayı bekledi.

Fakat araç hiç gelmedi.

Ertesi sabah beklemeye devam etti. Sonraki gün de…

Jane sonunda babasının başına bir şey geldiğini kabul etmek zorunda kaldı. Onun nerede olduğunu, hayatta olup olmadığını ya da geri dönmeye çalışıp çalışmadığını bilmiyordu.

Yine de evden ayrılamadı.

Çünkü babasının bir gün kapıdan içeri gireceğine inanmak, onun öldüğünü kabul etmekten daha kolaydı.

Aradan haftalar geçtikten sonra Jane, erzaklarının azaldığını fark etti. Beklemek onu kurtarmayacaktı. Babasının öğrettiği her şeyi hatırlamak ve kendi başına hareket etmek zorundaydı.

Dağdaki ev artık hem tek sığınağı hem de onu geçmişine bağlayan son yerdi.

5. Kanalizasyon Yerleşkesi

Erzak aramak için yaptığı yolculuklardan birinde Jane, küçük bir hayatta kalan grubuyla karşılaştı. Başlangıçta onlara yaklaşmak istemedi. İnsanların ne kadar tehlikeli olabileceğini biliyordu. Ancak grubun üyeleri ona saldırmak yerine yardım teklif etti.

Aralarında tamirciler, eski işçiler ve ailesini kaybetmiş birkaç kişi vardı. Barınaklarının kanalizasyon sisteminin kullanılmayan bir bölümünde olduğunu anlattılar. Girişleri gizliydi ve dışarıdan bakıldığında fark edilmiyordu.

Jane önce mesafeli davrandı. Fakat tek başına hayatta kalmanın giderek zorlaşması, onu bu insanlara bir şans vermeye itti.

Onlarla birlikte yerleşkeye gitti.

Kanalizasyonun içindeki yaşam kolay değildi. Nemli duvarlar, ağır koku, sınırlı erzak ve sürekli bozuk olan havalandırma sistemi herkesin hayatını zorlaştırıyordu. Buna rağmen orada bir düzen kurmuşlardı. İnsanlar nöbet tutuyor, yiyecekleri paylaşıyor ve dışarıya keşif ekipleri gönderiyordu.

Jane kısa sürede işe yarar biri olduğunu kanıtladı. Bozulan jeneratörle ilgilendi, kullanılabilir parçaları ayırdı ve küçük araçların tamirinde yardım etti. İnsanlarla arasındaki mesafe yavaş yavaş azaldı.

Uzun zamandır ilk defa bir grubun parçası olduğunu hissediyordu.

Bazı geceler diğerleri uyurken sessizce oturup onları izlerdi. İçlerinden biri şaka yaptığında, bir başkası eski hayatından bahsettiğinde Jane kendini istemeden gülümserken bulurdu.

Belki de yeniden normal bir hayata yaklaşmak mümkündü.

Ama bu umut uzun sürmedi.

Yerleşkenin kaynakları azalmaya başladı. İç anlaşmazlıklar büyüdü ve dışarıdaki tehlikeler giderek arttı. Bir gün yaşanan saldırı, grubun düzenini tamamen bozdu. Kaçmaya çalışanlar birbirlerinden ayrıldı. Jane, yanında güvendiği insanların birer birer kaybedilişine tanık oldu.

Ne kadar uğraşırsa uğraşsın herkesi kurtaramadı.

O gece oradan tek başına çıktı.

Arkasında yalnızca karanlık tünelleri ve kısa süreliğine de olsa yeniden ait olduğunu hissettiği insanları bıraktı.

6. Yağmalanmış Bir Ev

Jane'in gidebileceği tek yer dağdaki eviydi.

Günler süren yolculuğun ardından eve ulaştığında ilk fark ettiği şey, kapının açık olmasıydı. İçerideki eşyalar dağıtılmış, dolaplar boşaltılmış ve sakladığı malzemelerin büyük bölümü götürülmüştü.

Birileri evi bulmuştu.

Yiyecekleri, aletleri ve yıllar boyunca biriktirdiği her şey yağmalanmıştı. Babasının eşyaları bile yerlerinden oynatılmıştı.

Jane uzun süre evin ortasında durdu. Ne bağırdı ne de ağlayabildi. Yalnızca geriye kalanlara baktı.

Burası artık güvenli değildi.

Bir süre sonra evden uzaklaşmaya ve yeni erzak aramaya başladı. Yol kenarında terk edilmiş bir kamyonet buldu. Aracın kasası çeşitli erzaklarla doluydu. Konserveler, su bidonları, temel tıbbi malzemeler ve birkaç kutu yedek parça vardı.

Kamyonetin motorundan duman yükseliyordu. Sürücüsü ortalıkta görünmüyordu. Etraftaki izler, sürücünün aracı yolun ortasında bırakıp kaçmak zorunda kalmış olabileceğini düşündürüyordu. Ne yaşandığını kesin olarak anlamak mümkün değildi.

Jane araca yaklaştı ve kaputu açtı.

Motorun durumunu inceleyince sorunun çözülebileceğini fark etti. Elindeki aletleri kullanarak saatler boyunca uğraştı. Salgından önce babasının yanında öğrendiği her şey, o gün yeniden işe yarıyordu.

Sonunda motor çalıştı.

Kamyoneti dağdaki eve yakın, daha az dikkat çekecek bir noktaya götürdü. Yükün tamamını bir kerede taşımak yerine erzakları küçük miktarlar hâlinde eve ulaştırdı. Ardından kamyoneti ve kullanılabilir parçalarını değerlendirmeye başladı.

Bu, onun için yalnızca yiyecek bulduğu bir gün değildi.

İlk defa, babasının yanında öğrendiklerinin kendi başına bir hayat kurmasına yetebileceğini anlamıştı.

7. Sessiz Yıllar

Jane, dağdaki evinde uzun süre tek başına yaşadı.

Artık günlerini belirli bir düzene göre geçiriyordu. Sabahları evin çevresini kontrol ediyor, su ve erzak durumunu gözden geçiriyor, kullanılabilir malzemeleri ayırıyordu. Gerektiğinde dışarı çıkıyor, ancak mümkün olduğunca dikkat çekmemeye çalışıyordu.

Bir süre sonra yalnızlık, korkudan daha ağır bir yük hâline geldi.

İnsanlarla konuşmayı unutacağından değil, bir gün konuşabileceği kimsenin kalmayacağından korkmaya başladı. Radyodan gelen sesler onun dış dünyayla tek bağlantısıydı. Bazı yayınları defalarca dinliyor, özellikle hayatta kalan grupların yaptığı duyurulara dikkat ediyordu.

Zaman zaman kendine babasının hâlâ hayatta olabileceğini söylüyordu. Belki başka bir yerleşkeye ulaşmıştı. Belki birileri onu kurtarmıştı. Belki de bir gün radyoda sesini duyacaktı.

Ama artık bütün hayatını bir ihtimale bağlayamazdı.

Yalnız yaşamak ona dikkatli olmayı, insanları uzaktan gözlemlemeyi ve her şeyden önce kendi kararlarına güvenmeyi öğretmişti. Bununla birlikte, bir grubun içinde yaşamanın gerektirdiği güveni ve iş birliğini yeniden öğrenmesi gerekiyordu.

Çünkü insan ne kadar becerikli olursa olsun, her şeyi tek başına yapamazdı.

8. Son Baskın

Jane'in dağdaki evinde geçirdiği sessiz dönem, bir gece aniden sona erdi.

Dışarıdan gelen seslerle uyandı. Önce hayvanlar ya da rüzgâr olduğunu düşündü. Ardından kapının zorlandığını duydu.

Evi bulanlar sıradan yolcular değildi. Ne aradıklarını biliyor gibiydiler ve içeride saklanan erzakları bulmaları uzun sürmedi.

Jane karşı koymaya çalışsa da sayıca azdı. Üstelik yıllarca biriktirdiği malzemeleri ve yiyecekleri kaybetme pahasına bile olsa hayatta kalması gerekiyordu. Gelenler onu soydular. Erzaklarını, aletlerini ve kullanabileceği pek çok eşyayı aldılar.

Sonunda onu öldürmeden evden ayrıldılar.

Jane'in canını bağışlamışlardı ama geride neredeyse hiçbir şey bırakmamışlardı.

Kapı yeniden kapandığında evin içinde sessizlik vardı. Jane bir süre olduğu yerde oturdu. Sonra etrafına bakındı. Tamir edilecek bir motor yoktu, doldurulacak bir erzak deposu yoktu ve artık güvenebileceği bir sığınak da kalmamıştı.

Bütün bunlardan sonra anladığı şey basitti: Ne kadar iyi saklanırsa saklansın, bir gün birileri onu bulacaktı. Tek başına olmak, sahip olduğu her şeyi tek bir saldırıda kaybetmesi anlamına geliyordu.

Bir daha aynı hatayı yapmayacaktı.

9. Hapishaneye Giden Yol

Ertesi gün Jane, yıllardır dinlediği radyo yayınlarını yeniden gözden geçirdi. Bazı frekanslarda güvenli bölgelerden, ticaret noktalarından ve hayatta kalan gruplardan söz ediliyordu. Ancak son zamanlarda dikkatini çeken bir yer vardı: Hapishane.

Burası, hayatta kalanların bir araya geldiği ve belirli bir düzen altında yaşamaya çalıştığı bir yerleşke olarak anılıyordu. Gelen yayınlar her zaman net değildi. Kimi zaman erzak çağrıları, kimi zaman nöbet duyuruları, kimi zaman da dışarıdaki insanlara yapılan uyarılar duyuluyordu.

Jane, hapishanenin gerçekten güvenli olup olmadığını bilmiyordu. Orada nasıl insanlarla karşılaşacağını, kendisini kabul edip etmeyeceklerini ya da yeniden bir grubun parçası olmanın ne anlama geldiğini kestiremiyordu.

Ancak başka seçeneği de kalmamıştı.

Yanına taşıyabileceği birkaç eşya, temel aletleri ve geride kalan son malzemelerini aldı. Babasından öğrendiği mekanik bilgisi, yıllarca tek başına hayatta kalırken edindiği tecrübe ve kanalizasyondaki insanlardan öğrendiği birkaç ders artık sahip olduğu en değerli şeylerdi.
Evden ayrılmadan önce bir süre sessizce oturdu. Gözleri, babasının yıllar önce tamir ettiği eski masanın üzerindeki alet çantasına takıldı. Babasının geri döneceğine inanarak geçirdiği günleri, kapının her sesinde yerinden kalkışını ve geceler boyunca radyonun başında bekleyişini hatırladı.

Belki babası artık hayatta değildi. Belki de bir yerlerde, tıpkı kendisi gibi hayatta kalmaya çalışıyordu.

Jane bunu hiçbir zaman öğrenememişti.

Masaya oturdu, çekmeceden bir kâğıt ve kalem çıkardı. Bir süre ne yazacağını bilemedi. Sonunda derin bir nefes aldı ve babasına son bir not bırakmaya karar verdi.
Baba,

Eğer bir gün geri dönersen ve beni burada bulamazsan, bilmeni istiyorum ki seni beklemekten hiç vazgeçmedim. Uzun süre kapının sesini dinledim. Her gece döneceğine inandım. Ama artık burada kalırsam bir gün senin öğrettiklerini unutacağımdan değil, hiçbir şey yapmadan beklerken kendimi kaybedeceğimden korkuyorum.

Bana bir motorun sesini dinlemeyi, bozuk bir şeyi hemen çöpe atmamak gerektiğini ve ne olursa olsun pes etmemeyi öğrettin. Sanırım şimdi bunları kendi başıma uygulamam gerekiyor.Nereye gideceğimi tam olarak bilmiyorum. Radyoda bahsedilen bir hapishane yerleşkesine gitmeye karar verdim. Belki orada güvenebileceğim insanlar bulurum. Belki de en azından bir süreliğine yalnız kalmam.

Beni aramaya gelirsen, bilmeni isterim ki seni terk etmedim. Sadece hayatta kalmaya devam ediyorum.

Bir gün yeniden karşılaşabileceğimizi düşünmek istiyorum. Bunun aptalca bir umut olup olmadığını bilmiyorum ama elimde kalan son şeylerden biri bu.

Seni seviyorum, baba.

Jane.


Dağdaki evinden ayrılmadan önce son kez arkasına baktı.

Bu evde babasıyla yaşamış, onun dönmesini beklemiş, kaybettiklerinin yasını tutmuş ve hayatta kalmayı öğrenmişti. Ama artık burası ona bir gelecek sunmuyordu.


Jane kapıyı kapattı ve yola koyuldu.

Hapishaneye yalnızca korunmak için gitmiyordu. Kendisine yeniden bir amaç bulmak, işe yarayabileceği bir topluluğa katılmak ve belki de yıllardır ilk defa bir yere ait olmak istiyordu.

İnsanlara kolayca güvenmeyecekti. Her söylenene inanmayacak, kendisini hemen açmayacak ve geçmişinden bahsetmekten kaçınacaktı.

Ama bir şeyi biliyordu: Eğer yeni bir hayat kurmak istiyorsa, bunu sonsuza kadar tek başına yapamazdı.

Yolculuğunun ikinci gününde, terk edilmiş bir yol kenarında mola verdiği sırada uzaktan gelen konuşma seslerini duydu. Hemen kendini ağaçların arasına çekerek seslerin sahibini gözlemlemeye başladı. Birkaç kişiden oluşan bir grup, erzak dolu çantalarla yol boyunca ilerliyordu. Silahları vardı ama birbirlerine karşı davranışları Jane'e alışık olduğu yağmacı gruplarını hatırlatmıyordu. Yine de hemen ortaya çıkmadı. Önce onları bir süre izledi, kim olduklarını ve nasıl hareket ettiklerini anlamaya çalıştı.

Grup, Jane'in saklandığı yeri fark ettiğinde içlerinden biri ona seslendi. Ona yaklaşması için baskı yapmadılar; yalnızca aynı yöne gittiklerini ve isterse onlarla yürüyebileceğini söylediler. Jane mesafesini koruyarak yanlarına çıktı. Sorularına kısa cevaplar verdi, geçmişinden bahsetmedi ve alet çantasını yanından ayırmadı. İnsanlara güvenmenin bedelini daha önce ödemişti. Bu kez acele etmeye niyeti yoktu.

Yol boyunca grubun üyelerini gözlemledi. Kendi aralarında erzaklarını paylaşıyor, nöbet düzenini konuşuyor ve tehlikeli bölgelerden geçerken birbirlerini kolluyorlardı. Bir noktada terk edilmiş bir aracın yakınından geçerken çıkan gürültü, yakındaki enfekteleri üzerlerine çekti. Jane, grubun arkasında kalıp kaçmak yerine bildiği mekanik bilgiyi kullanarak yol kenarındaki eski bir aracı çalıştırmayı başardı. Motorun sesi enfektelerin dikkatini başka yöne çekince grup güvenli bir mesafeye ulaşabildi.

Bu olaydan sonra aralarındaki mesafe biraz olsun azaldı. Grup üyeleri Jane'e nereden geldiğini sormaya devam etmedi; o da onların anlattıklarını dinlemekle yetindi. İçlerinden bazıları hapishaneye gitmeye çalıştıklarını, orada bir düzen kurulduğuna dair haberler aldıklarını söyledi. Jane'in hedefiyle onların yolu aynıydı. Birlikte ilerlemek, tek başına yol almaktan daha güvenli görünüyordu.

Jane onlara tamamen güvendiğini söyleyemezdi. Ama uzun zamandır ilk kez, yanındaki insanların onu bir yük olarak görmediğini hissediyordu. Geceleri sırayla nöbet tuttular; gündüzleri ise dikkatli adımlarla yollarına devam ettiler. Jane fazla konuşmadı, ancak gerektiğinde yardım etti. Grubun içindeki birkaç kişiyle arasında sessiz bir güven oluşmaya başladı. Bunun kalıcı olup olmayacağını zaman gösterecekti.

Günler süren yolculuğun ardından uzakta, yüksek duvarları ve gözetleme noktalarıyla hapishane göründü. Jane bir süre durup yapıyı inceledi. Burası radyoda duyduğu yerdi; belki güvenli bir sığınak, belki de karşılaşacağı yeni bir tehlikeydi. Yanındaki grup kapıya doğru ilerlerken Jane de onlarla birlikte yürüdü. Kapıdaki nöbetçiler onları fark edip seslendi. Grup durdu, kim olduklarını ve neden geldiklerini anlatmaya başladı.

Jane alet çantasının askısını omzunda düzeltti ve derin bir nefes aldı. Arkasında artık geri dönmek istemediği bir hayat, önünde ise hakkında çok az şey bildiği yeni bir yer vardı. Kapıların açılıp açılmayacağını bilmiyordu. Yine de bu kez yolun sonuna tek başına ulaşmamıştı.

Jane Moss'un hikâyesi, dağdaki evinin kapısından ayrıldığı gün sona ermedi.

Asıl hikâyesi, hapishanenin kapısına ulaştığında başlayacaktı.

Whitelist Rol Hikayesi & Şehir Sırları
Kilitli Katman

Bu Bölüm Yalnızca Whitelist Oyuncularına Açıktır

Karakterin şehir içi gizli sırlarını, derin rol geçmişini ve kapalı rol hikayesini okumak için sunucuda onaylı Whitelist üyesi olmanız gerekir.

Şehir İlişkiler Ağı & Sosyal Bağlar

Karakterin şehirdeki müttefikleri, hasımları, ailesi ve iş bağlantıları

7 Bağlantı
RR
Rade Reacher Şehir Sakini
Dost / Müttefik
Kayıtlı Şehir Bağı Herkese Açık
AW
Alexander Wons Şehir Sakini
Dost / Müttefik
Kayıtlı Şehir Bağı Herkese Açık
NS
Nathan James Stone Şehir Sakini
Dost / Müttefik
Kayıtlı Şehir Bağı Herkese Açık
EM
Elwis Murph Şehir Sakini
Dost / Müttefik
Kayıtlı Şehir Bağı Herkese Açık
ML
Marco Lyn Şehir Sakini
Dost / Müttefik
Kayıtlı Şehir Bağı Herkese Açık
LB
Lucas Bennet Şehir Sakini
Dost / Müttefik
Kayıtlı Şehir Bağı Herkese Açık
SR
Solomon Reyes Şehir Sakini
Dost / Müttefik
Kayıtlı Şehir Bağı Herkese Açık