aLMANYA'DAN DÜNYA'NIN SONUNA
Klara Wolf, Almanya'da yoksulluk içinde büyüyen küçük bir kız çocuğuydu. Genç yaşta hayatta kalabilmek için her yolu denemeye başladı ve kısa sürede ufak suçlara da bulaştı. Onun için yaptığı hiçbir şeyin etik bir açıklaması olmak zorunda değildi; önemli olan tek şey hayatta kalmaktı. Bu uğurda vicdanının sesini zamanla susturmayı öğrendi.
Klara'nın ailesi hiçbir zaman tamamen sevgisiz insanlar değildi. Onları seviyor, ellerinden geleni yaptıklarını da biliyordu. Fakat aile büyüdükçe maddi sıkıntılar ağırlaştı ve Klara, ihtiyaçlarının sürekli ertelendiğini hissetmeye başladı. Küçük kardeşinin okulu, kıyafetleri ve geleceği için ellerinden geleni yapan ailesi, Klara'nın ihtiyaçları söz konusu olduğunda çoğu zaman “biraz daha idare etmesini” bekliyordu.
Klara bunu çocukken tam olarak anlamlandıramasa da zamanla ailesinin gözünde “güçlü olan çocuk” hâline geldi. Güçlü olması, ihtiyaçlarının daha az önemli görülmesi anlamına geliyordu.
Bu duyguyu en çok hissettiği anlardan biri, kışın en soğuk dönemlerinden birinde yaşandı.
Kardeşinin okul için yeni bir kışlık monta ihtiyacı vardı. Eski montunun kolları kısalmış, fermuarı da bozulmuştu. Ailesi günlerce para biriktirdi. Annesi mutfak masasının üzerinde bozuk paraları tek tek sayıyor, babası daha fazla çalışacağını söylüyordu. Sonunda kardeşine koyu renkli, kalın bir mont aldılar.
Klara'nın da monta ihtiyacı vardı. Kendi montunun astarı haftalar önce yırtılmıştı. Sol kolundan soğuk giriyor, yağmur yağdığında omzuna kadar ıslanıyordu. Fakat kardeşinin yeni montunu gördüğünde yalnızca gülümsedi.
“Çok güzel olmuş.”
O gece kardeşi yeni montuyla yatağına girdi. Klara ise eski montunu üzerine geçirip evden çıktı.
Nereye gittiğini kimse sormadı.
Sabaha kadar bir apartmanın merdiven boşluğunda oturdu. Sabah eve döndüğünde annesi mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Klara hiçbir şey anlatmadı, annesi de nerede olduğunu sormadı.
Klara'nın içinde kırılan şey, o gece soğuktan daha ağırdı. Kendisinin yokluğunun fark edilmemiş olmasıydı.
Fakat Klara ailesinin onu sevmediğini düşünmüyordu. Tam tersine, onların da kendi şartları altında mücadele ettiğini biliyordu. Babasının eve yorgun dönmesini, annesinin parayı nasıl hesapladığını görmüştü. Sorun, ailesinin kötü insanlar olması değildi.
Sorun, onların bütün çabalarına rağmen Klara'ya ihtiyaç duyduğu hayatı verememeleriydi.
Bu durum zamanla Klara'nın ailesine karşı karmaşık duygular beslemesine neden oldu. Kardeşini seviyordu, hatta çoğu zaman onu korumaya çalışıyordu. Fakat kardeşine verilen her şey, kendisine verilmeyenleri hatırlatıyordu.
Bu yüzden insanlara kendisini tanıtırken ailesinden bahsetmemeye başladı. Sorulduğunda ise “Yetimim,” demek daha kolaydı.
Çünkü Klara için yetim olmak anne ve babasının ölmesi değildi. Bir çocuğun ihtiyaç duyduğu anda yanında kimseyi bulamamasıydı.
Ergenliğe geldiğinde artık bu hayatı sürdüremeyeceğini anladı. Sokaklarda geçirdiği geceler, küçük suçlar ve her gününü nasıl çıkaracağını düşünmek onun için normalleşmeye başlamıştı. Bundan korktu.
Devlet desteği ve yarı zamanlı işlerin yardımıyla Amerika'da yatılı olarak eğitim görme fırsatı kazandığında bunu yalnızca eğitim için değil, hayatını baştan kurabilmek için bir şans olarak gördü.
Amerika'ya giderken arkasında yalnızca yoksulluğu değil, ailesiyle arasında yıllardır biriken kırgınlığı da bıraktı. Yine de onlardan tamamen nefret ederek ayrılmadı. Aksine, onları hâlâ sevdiği için uzaklaşmak daha zor oldu.
Yurda yerleştiğinde ise hayatında ilk kez iki kızla tanıştı ve gerçek anlamda arkadaşlığın ne olduğunu deneyimledi. Onu yemeğe çağırıyor, nerede olduğunu merak ediyor, kötü olduğunda yanında duruyorlardı.
Klara için bunlar küçük şeyler değildi. Çocukluğunda özlediği ama hiçbir zaman adını koyamadığı şeylerdi.
İlk kez birileri onu yalnızca ihtiyaç duydukları için değil, sadece Klara olduğu için yanında istiyordu.
Bu sayede geçmişinden uzaklaşıp sıradan bir genç kız gibi yaşayabileceğine inanmaya başladı. Yine de ailesine karşı taşıdığı kırgınlık tamamen kaybolmadı. Çünkü Klara'nın en büyük korkusu, yıllardır ailesine duyduğu öfkenin altında hâlâ onları özleyen küçük bir kız çocuğunun bulunduğunu kabul etmekti.
Sadece küçük bir kız
Salgının Başlangıcı
Klara, yaşananları ilk olarak televizyondan gördü. Haberlerde kaybolan insanlardan, şiddet olaylarından ve sokaklarda saldırıya uğrayan insanlardan bahsediliyordu. Ancak Klara bunun bir salgın olduğunu düşünmedi. Televizyondaki görüntüleri abartılmış haberler ve birkaç münferit olay olarak gördü. Etrafta dolaşan ve çoktan insanlığını kaybetmiş olan Asillerin, düşündüğünden çok daha tehlikeli olduğunu henüz bilmiyordu. Korku filmi bile izlemekte zorlanan Klara'nın, zar zor izlediği filmlerdeki zombilere benzeyen yaratıklarla aynı dünyada sıkışıp kalacağı aklının ucundan bile geçmemişti.
Okul yönetimi kısa süre sonra öğrencileri uyarmaya başladı ve yurttan çıkmaları yasaklandı. Klara ve iki arkadaşı günlerini odalarında geçirmeye başladı. Arada pencereden dışarı bakıp sokakların giderek ıssızlaştığını görüyorlardı. Buna rağmen hâlâ yaşananları tam olarak ciddiye almıyor, okullarının tatil olmasına sevinip durumu kendi aralarında şakaya vuruyorlardı.
Ta ki bir gece, yan odadan yükselen çığlıkları duyana kadar.
Üçü de korkuyla kapının arkasına geçti. Kapı deliğinden koridora baktıklarında yan odanın önünde yere çökmüş bir kadın gördüler. Bir süre ne yapacaklarını bilemediler. Klara'nın oda arkadaşı kadının yardıma ihtiyacı olduğunu düşündü ve kapıyı açtı. Klara bu fikre karşı çıkmak istese de arkadaşlarını yalnız bırakmak istemedi. Üçü birkaç adım attıktan sonra kadına yaklaştı. Sonra her şeyi gördüler.
Kadının yüzü artık insana ait gibi görünmüyordu. Yerde ise sınıf arkadaşlarının parçalanmış cesetleri vardı. Klara'nın bütün bedeni dondu. Ardından üçü de hiçbir şey düşünmeden odalarına geri koştu. Kapıyı kilitlediler ve önüne bulabildikleri her şeyi yığdılar.
O geceden sonra artık bunun bir salgın olduğunu anlamışlardı.
Sinek Yuvası
Yurtta kalmaya devam etmek artık mümkün değildi. Ellerindeki yiyecek ve su giderek azalıyordu. Telefonlar çalışmıyor, dışarıdan yardım gelmiyordu. Ellerinde kalan tek bağlantı, arada bir kesilip gelen bir radyoydu. Kesik sinyallerin arasında sürekli aynı isim duyuluyordu:
Sinek Yuvası.
Bir sığınaktan bahsediliyordu ve verilen konuma göre kaldıkları yurda en yakın güvenli bölge burasıydı. Ellerindeki seçenekler arasında ulaşmaları en mümkün yer de Sinek Yuvası'ydı. Başka seçenekleri olmadığı için yola çıktılar. Üç genç kız, titreyen bacaklar ve hızla atan kalpleriyle sokaklarda ilerledi. Her köşe başı onlar için yeni bir tehlike olabilirdi. Şans eseri fazla ilerleyemeden arabası olan bir adamla karşılaştılar. Adam onları Sinek Yuvası'na götürmeyi kabul etti. Kızlar ilk kez gerçekten kurtulduklarını düşündüler. Ama Sinek Yuvası, dışarıdaki dünyadan daha güvenli olsa da özgür bir yer değildi.
Kara Sinek
Sığınağın başında Kara Sinek vardı.
Başlarda üç kız, burada güvende olduklarını düşündü. Fakat zaman geçtikçe sığınağın kendi kuralları olduğunu ve Kara Sinek'in gücünü korumak için insanları kullanmaktan çekinmediğini gördüler.
Özellikle Klara'nın iki arkadaşı bu hayata uyum sağlayamadı. Korkak ve çekingen davranıyor, dışarı çıkmaya ve tehlikeli işlere katılmaya yanaşmıyorlardı. Bu yüzden yiyeceğe ve diğer kaynaklara ulaşmakta zorlanıyor, zamanla güçten düşüp hastalanmaya başlıyorlardı.
Klara ise farklıydı.
Yoksulluk içinde büyümüş olması ona açlıkla, korkuyla ve çaresizlikle yaşamayı çok daha önceden öğretmişti. Hayatta kalmak için her türlü yolu denemeye alışkındı. Bu yüzden zamanla yağmacı gruba katıldı. İnsanların evlerinden ve terk edilmiş yerlerden yiyecek, ilaç ve ihtiyaç duyulan diğer eşyaları topluyor, karşılığında bunların bir kısmını Sinek Yuvası'na getiriyordu. Klara bunun doğru olmadığını biliyordu. Ama hayatta kalmak için doğru olanla yapılması gereken arasındaki farkı çok küçük yaşta öğrenmişti.
Kara Sinek'ten ise nefret ediyordu. Bir gün onu öldüreceğine kendi kendine yemin etmişti. Fakat şu anda Sinek Yuvası'nın başında duran kişinin, arkadaşlarının hayatta kalabilmesi için sahip olduğu en büyük fırsat olduğunu da biliyordu.
Bu yüzden başkaldıramadı. Yapabildiği tek şey, yağmadan getirdiği yiyeceklerin bir kısmını gizlice arkadaşlarına ulaştırmaktı. Kendi hayatı boyunca öğrendiği bencilliğin aksine, bu kez elindeki az şeyi başkaları için kullanıyordu.
Sinek Yuvası'nın Sonu
Zaman geçtikçe Sinek Yuvası'nın savunması çökmeye başladı. Sığınaktaki açıklar çoğalıyor, Asiller giderek daha fazla yaklaşabiliyordu. Son saldırı geldiğinde artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Klara, arkadaşlarını da yanına alarak kaçmaya çalıştı. Onları geride bırakmak istemiyordu. Fakat iki arkadaşı hem hastalık hem de korku yüzünden o kadar güçsüz düşmüştü ki onunla birlikte ilerleyemediler.
Klara onları bırakmak istemedi.
Fakat saldırı çoktan başlamıştı. Gözlerinin önünde arkadaşlarının Asiller tarafından yakalandığını gördü. Onlara ulaşmaya çalıştı ama yetişemedi. O an Klara için dünya bir kez daha değişti.
Çocukluğundan beri kendisini hayatta tutan aynı düşünce geri döndü:
Hayatta kalmak istiyorsan, bazen kaçmak zorundasın. Bu kez kaçmanın bedeli çok daha ağırdı. Klara, geride bıraktığı iki arkadaşının görüntüsüyle birlikte Sinek Yuvası'ndan kaçmayı başardı. Hayatta kalan grupla birlikte yeniden yola çıktı. Artık amacı yalnızca güvenli bir yer bulmak değildi. Bir daha birine bağlanırsa onu kaybetmenin nasıl bir şey olduğunu biliyordu. Ve buna rağmen, yolculuk boyunca yanında kalan insanlardan uzaklaşamadı.
Çünkü Klara'nın bütün hayatı boyunca kaçmaya çalıştığı şey yalnız kalmaktı.
Zentrum'a yolculuk
Ne ailesine ulaşabilen ne de artık herhangi birine güvenebilen Klara, güvenli bir alan arayışı boyunca etrafındaki herkese temkinli yaklaşmaya başladı. Gereksiz yere tek kelime etmiyor, insanlarla arasına mesafe koyuyordu. Geceleri birkaç saatliğine uyuyabilecekleri bir yer bulduklarında ise zihni ona izin vermiyordu. Gözlerini kapattığında arkadaşlarının gözlerinin önünde öldüğü anı tekrar tekrar görüyor, aynı sahne zihninde takılı kalmış bir plak gibi dönüp duruyordu. Her geçen gün bu kayıpların etkisiyle biraz daha içine kapanan Klara, karar vermesi gerektiğinde önce kendini düşünmeye başladı. Daha küçük yaşta bir yetişkin gibi davranmaya ve ebeveynlerinin yerine sorumluluk almaya zorlanmıştı; şimdi dünyanın sonu gelmişken başkalarının yükünü taşımak zorunda olmadığını düşünüyordu. Başlarda kurtarabileceği insanları geride bırakmak ona ağır gelse de zamanla buna alıştı. Ölen insanların cesetlerinden erzak toplamaya başladı ve hayatta kalmak için yaptığı şeyleri sorgulamayı bıraktı. Birlikte yol aldığı insanlar onun bu acımasızlığından korkarak sonunda Klara'yı yanlarında istemediklerine karar verdiler. Klara da itiraz etmedi. Yalnız başına hayatta kalabileceğine inanıyordu, ancak zaman geçtikçe dünyanın sonunda yalnızlığın da en az insanlar kadar tehlikeli olduğunu anlamaya başladı. Hayatta kalmak için yalnızca yiyeceğe ve barınağa değil, insanlara da ihtiyacı vardı.
Yoluna devam ederken karşılaştığı yeni grup ise Klara'nın beklemediği kadar sıcak ve samimiydi. Onların yanında, kendini yeniden yurttaki odasında, her şeyin normal olduğu ve arkadaşlarıyla gülebildiği günlerdeymiş gibi hissetti. İlk başta herkesten şüphelense de zamanla onlara alıştı ve farkında olmadan yeniden bağ kurmaya başladı. Dünya sona ermişti ama insanlığın tamamen sona ermediğini yavaş yavaş fark ediyordu. İçinde hâlâ sönmemiş bir umut vardı ve bu kez o insanları korumak, en azından onları geride bırakmamak istiyordu. Uzun süre birlikte hayatta kaldılar ve telsizden aldıkları bilgiler doğrultusunda Zentrum isimli sığınağa doğru yola çıktılar. Yol boyunca birçok insanı kaybetmelerine rağmen Klara gruptan ayrılmadı. Zentrum'a yalnızca iki günlük yolları kaldığında ise grubun yiyeceğe ihtiyacı olduğunu fark ederek küçük bir marketi yağmalamak için kısa süreliğine ayrıldı. Elindeki yiyeceklerle geri dönerken sokakların alışılmadık derecede sessiz olduğunu fark etti. Ardından Asilleri ve yerde yatan bedenleri gördü. Biraz daha yaklaştığında gerçeği anladı; güvendiği ve uzun süredir birlikte hayatta kaldığı insanlar artık yoktu. Klara bir kez daha her şeyini kaybetmişti.
Bu kez kaçmak istemesine rağmen gözyaşlarını tutamadı. Ancak Asillerin hâlâ bölgede olduğunu fark ettiğinde hayatta kalma içgüdüsü yeniden ağır bastı. Sessizce yüksek bir yere çekildi, hıçkırıklarını bastırarak gözlerindeki yaşları sildi ve Asiller uzaklaşana kadar bekledi. Sonunda tekrar yola çıktı. Yanında kimse kalmamıştı, fakat Klara artık eskisi gibi değildi. İnsanlara güvenmenin onu incitebileceğini öğrenmişti ama tamamen yalnız kalmanın da bir çözüm olmadığını anlamıştı. İçindeki umut, yaşadığı tüm kayıplara rağmen hâlâ tamamen yok olmamıştı. Elindeki yiyeceklerle Zentrum'a doğru yürümeye devam etti. Ne olursa olsun oraya ulaşacaktı.
PSİKOLOJİK TETİKLEYİCİLER, FOBİLER & NÖBETLER
Arkadaşlarının çığlıkları: Ani ve yüksek çığlıklar, Klara'nın yurtta yaşanan geceyi hatırlamasına ve kısa süreliğine donup kalmasına neden olabilir.
Arkadaşlık ve yakınlık: Birine fazla bağlanmak Klara için korkutucudur. İnsanların ona fazla yaklaşması, geçmişte yaşadığı kayıpları hatırlatır ve istemsizce kendini geri çekmesine neden olabilir.
Uyku nöbetleri: Güvenli bir yerde uyusa bile kabusları nedeniyle sık sık uyanır. Bazen uyandığında nerede olduğunu birkaç saniye algılayamaz ve gördüklerinin gerçek olup olmadığını anlamaya çalışır.
Sessiz kalma: Aşırı stres altında konuşmayı tamamen kesebilir. Çevresindekileri duyduğu hâlde cevap vermemeyi ve yalnızca gözlemlemeyi tercih eder.
Tetiklenme sonrası davranış: Yoğun bir tetiklenmenin ardından daha soğuk, mesafeli ve bencil davranabilir. Özellikle birinin hayatını riske atarak yardım etmeye çalışması gerektiğinde önce kendi güvenliğini düşünür.
En büyük korkusu: Tek başına kalmak ile birilerine bağlanıp onları tekrar kaybetmek arasında sıkışıp kalmak. Klara'nın asıl korkusu ölümden çok, yeniden değer verdiği herkesi kaybetmektir.
BAŞA ÇIKMA MEKANİZMASI
Kendini suçlamak: Klara yaşadığı kayıpları kabullenmek yerine çoğu zaman sorumluluğu kendisine yükler. Olayların kendi kontrolü dışında geliştiğini bilse bile, “daha farklı davransaydım onları kurtarabilirdim” düşüncesine tutunur. Kendini suçlamak, yaşananlara bir anlam vermesini ve kontrolün hâlâ kendi elinde olduğunu hissetmesini sağlar. Her ne kadar onu daha da yıpratsa da Klara için acıyı kabullenmekten daha kolaydır.
GÜVENLİ BÖLGEYE SIĞINIŞ & GÜNCEL YAŞAM
Klara, uzun ve kayıplarla dolu yolculuğun ardından sonunda Zentrum'a ulaştığında ilk kez gerçekten güvende olabileceği bir yere geldiğini düşünür. Ancak bunca zaman hayatta kalmak için sürekli tetikte yaşayan Klara'nın bu güvenli ortama alışması kolay değildir. Sığınağın düzeni, insanların birbirleriyle olan ilişkileri ve günlük hayatın hâlâ devam ediyor olması ona yabancı gelir. Her an bir şey olacakmış gibi çevresini gözlemlemeye ve insanlara mesafeli durmaya devam eder.
Şimdilik Zentrum'da herhangi bir sorumluluk üstlenmiş ya da kendine bir yer edinmiş değildir. Önceliği yalnızca burada kalıp kalamayacağını anlamak ve çevresini tanımaktır. İnsanların ona yaklaşmasına tamamen karşı çıkmasa da kolayca güvenmez. Uzun zamandır ilk kez kaçmak zorunda olmadığı bir yerde olsa da zihni hâlâ dışarıdadır. Geçmişte kaybettiği insanların anıları ve tekrar yalnız kalma korkusu peşini bırakmaz.
Klara için Zentrum yeni bir hayatın başlangıcıdır, fakat bunun nasıl bir hayat olacağı henüz belli değildir. Buraya ulaşmak onun için bir son değil, ilk kez hayatta kalmanın ötesinde ne yapacağını düşünmek zorunda kalacağı yeni bir dönemin başlangıcıdır.
« Ben herkesi kaybetmeye alıştığımı sanıyordum… meğer alıştığım şey, her seferinde biraz daha eksilmekmiş.»
Bu Bölüm Yalnızca Whitelist Oyuncularına Açıktır
Karakterin şehir içi gizli sırlarını, derin rol geçmişini ve kapalı rol hikayesini okumak için sunucuda onaylı Whitelist üyesi olmanız gerekir.
Şehir İlişkiler Ağı & Sosyal Bağlar
Karakterin şehirdeki müttefikleri, hasımları, ailesi ve iş bağlantıları
« Zentrumdaki ilk arkadaşı, uzun zaman sonra tekrardan kız kardeşliği hissettiren kişi. »