Marcus Bell, 15 Aralık 2010 tarihinde Los Santos'ta dünyaya geldi. Çocukluğunu Rancho'da, herkesin birbirini tanıdığı mütevazı bir mahallede geçirdi. Babası küçük bir nakliye firmasında sevkiyat planlamacısıydı. Firmanın müşterilerinden biri Bolingbroke Hapishanesi'ydi. Hapishanenin gıda ve temizlik malzemesi rotalarını yıllarca o planladığı için duvarlarını, jeneratör dairesini ve depolarını teslimatlardan, kapı görevlilerinin çoğunu da yüzlerinden tanırdı. Annesi bir eczanede yardımcıydı. Marcus ailenin tek çocuğuydu. En yakın arkadaşı, aynı sokakta oturan Dante'ydi.
Marcus küçük yaşından beri düzenli ve dikkatli bir çocuktu. Babasının evrak masasında oturup sevkiyat listelerinin tek tek sayılışını izlemeyi severdi. Bir listede tek bir rakam tutmadığında babasının bütün işi baştan saydığını çok kez gördü. Kendi eşyalarını, harçlığını ve ödevlerini sayarak büyüdü. Hafta sonları Dante'yle sokakta top oynardı. Tartışma çıktığında araya giren, kavgayı büyümeden bitirmeye çalışan taraf hep oydu.
2026'da salgın patlak verdiğinde Marcus on beş yaşındaydı. O gün babasına sevkiyat evraklarını düzenlemekte yardım ediyordu. Sokaktan gelen bağırışı önce bir kavga sandı. Pencereye gittiğinde tanıdık bir komşunun başka bir komşusuna saldırdığını, gözlerinde hiçbir tanıma belirtisi olmadığını gördü. Radyo aynı saatlerde birkaç mahallede benzer olaylar bildiriyordu. Babası şehirde kalınamayacağına çabucak karar verdi. Bolingbroke'u sığınak olarak değil, bildiği en dayanıklı yer olarak görüyordu: kalın duvarlar, kendi jeneratörü, günlerce yetecek depolar. Aileyi arabaya yükledi.
Yola çıkmadan önce Marcus, Dante'nin evinin önünde durmaları için babasına yalvardı. Babası kapıyı çaldı ve Dante'nin ailesini de çağırdı. Ama Dante'nin babası ordunun düzeni sağlayacağını, sabaha kadar bekleyeceklerini söyledi ve kapıyı kapattı. Marcus'un babası daha fazla bekleyemezdi. Şehirden çıkan otoyolda trafik tıkandı, arabayı bırakıp yürümeye başladılar. Bir benzin istasyonunun önünde boş bakışlı bir adam yollarını kesti. Babası bir çöp konteynerini devirip adamın dikkatini dağıttı ve koşarak kurtuldular. Gecenin geri kalanını yürüyerek geçirdiler.
Kapıya vardıklarında kapı hâlâ açıktı. Nöbetçi, babasının teslimatlardan tanıdığı biriydi. Komutan Varga o günlerde içeri alınacak sivillerde işe yarar bir bilgi ya da beceri arıyordu. Babası lojistik bilgisini teklif etti ve aile içeri alındı. Birkaç gün karantinada kaldıktan sonra becerilerine göre yerleştirildiler. Babası yönetimin depo ve erzak kayıtlarına, annesi eczane bilgisi sayesinde kliniğe verildi. Marcus babasının yanında depodaki küçük işlere yardım etti. Şehrin çıkışlarının kısa süre sonra tank ve beton bariyerlerle kapatıldığını sonradan öğrendiler. Dante'den ve ailesinden bir daha haber alınamadı. Marcus Dante'nin kapısının kapanışını hâlâ duyuyor ve o geceden beri onları geride bıraktığı için kendini suçluyor.
İlk kışın ortasında, 2027'nin başında, Marcus'un on altıncı yaş gününden birkaç hafta sonra annesi basit bir enfeksiyona yakalandı. Kliniğin antibiyotik stoğu bitmişti. İlaç aslında başka bir depoda, yanlış etiketle duruyordu ve bulunması iki gün sürdü. Annesi bu iki günü atlatamadı. Babası kayıtları satır satır inceledi. Yanlış etiket üç elden geçerken kaybolmuştu, kızılacak tek bir kişi yoktu. Bu konuda bir daha tek kelime etmedi. Çocukluktan gelen sayma alışkanlığı o günden sonra Marcus'ta bir takıntıya dönüştü. Babasının yanında depodaki sayım ve etiket işine bakmaya başladı, her kutuyu iki kez sayıyor, her etiketi iki kez okuyordu.
Annesinin ölümünden birkaç hafta sonra kalabalıktan kaçmak için eski egzersiz avlusuna gitti. Yerleşimin avlularının çoğu tarım ve üretim alanına çevrilmişti, yalnızca küçük bir tanesi paslı bir potasıyla egzersiz alanı olarak bırakılmıştı. Orada Earl adında, dolandırıcılıktan içeri düşmüş eski bir mahkûm tek başına şut atıyordu. Hiçbir şey sormadı, topu Marcus'a attı. "Tut. At. Konuşmana gerek yok." dedi. Marcus sabrı ona borçlu. "İyi bir atış acele etmez" cümlesini bugün hâlâ bir rotayı deftere yazarken kendi kendine tekrarlıyor. Earl sonradan tarım avlularında çalışmaya başladı. Eskisi gibi görüşmüyorlar ama karşılaştıklarında durup konuşuyorlar.
On sekiz yaşındaki ilk seferinde Marcus, yerleşimin yakın çevresindeki terk edilmiş bir kasabaya, oradaki eski bir eczaneye ilaç aramaya gitti. Seferin başında eski bir gardiyan olan tecrübeli bir sefer lideri vardı. Arka kapıdan girerken içeriden sürüklenen bir ayak sesi duydu ve olduğu yerde dondu. Lider onu omzundan çekip dışarı çıkardı, kapıyı kapattılar. O gün eli boş döndüler. Marcus bu başarısızlıktan sonra nasıl hazırlanacağını öğrendi. Bir binaya girmeden önce çıkışları, pencereleri ve duyduğu hareketleri sayıyor, kendine bir kaçış yolu belirlemeden içeri adım atmıyor. Çocukluktan gelen sayma alışkanlığı sahada işe yarayan bir yönteme dönüştü. Annesinin eczanede anlattıklarından ilaç adlarını ve kutu etiketlerini tanıyordu, bu yüzden raflarda neyin değerli olduğunu hızlı ayırt ediyordu. Ateşli silahı kullanmayı öğrendi ama atış ustası değil. Gürültünün başka bir şeyi çağıracağını bildiği için sessiz hareket etmeyi, kaçışı ve mümkünse hiç karşılaşmamayı tercih ediyor. Sonraki yıllarda yakın çevredeki seferlerde ilaç, temizlik malzemesi ve yakıt topladı. Bir seferin ne zaman bırakılması gerektiğini artık sezgisiyle biliyor.
2031'de Sığınak H-12 ve Sinek Yuvası çöktükten günler sonra, hayatta kalanlar Zentrum'un telsiz yayınını duyup kapıya gelmeye başladı. Küçük gruplar hâlinde, haftalar boyunca geldiler. Her birinin geldiği yer, geçmişi ve sağlık durumu karantina sürecinde tek tek kayda alınıyordu. Yönetim bu iş için okuma yazması düzgün gönüllüler istedi. Marcus seferler arasında depoda etiket ve sayım tuttuğu için, yirmili yaşlarının başında bu işe gönüllü oldu.
İlk gelenler H-12'den çıkanlardı. Yorgun ve suskundular, neredeyse hiçbiri göz teması kurmuyordu. Dalton adında yaşlı bir adam aynı cümleyi tekrar edip duruyordu: "Bize fare dediler. Fare değildi." Marcus o formu doldururken elinin titrediğini hatırlıyor. Sinek Yuvası'ndan gelenler farklıydı. Soru sorulduğunda cevap vermek yerine birbirlerine bakıyorlardı. Bir kadın, liderlerinin emriyle teknesinin yakıldığını anlatırken hiç ağlamadı, yalnızca elindeki battaniyeyi sıkı sıkı tuttu. Marcus o masada iki düzenin de içeriden çürüyerek çöktüğünü gördü: biri saklayarak, diğeri ezerek.
2032'nin sonlarında Zentrum yönetimi, meteorun düştüğü kuzey kasabasına bir keşif birliği gönderdi. Birlik yola çıktığı sabah Marcus, kuzey kapısında çıkış izni bekleyenlerin arasındaydı. Kapıdan geçen dokuz kişiyi tek tek saydı. Hiçbiri dönmedi. Kuzey çıkışı kapatıldı. Orası yerleşime en yakın ve en az taranmış çevreydi. Marcus ve yakın çevresi için bu, en verimli erzak bölgesinin bir gecede yasaklanması demekti.
Kuzey kapanınca yönetim batıya yeni bir erzak seferi açtı. Babası artık dış seferlerin rotalarını planlayanlardan biriydi ve eski yolları en iyi bilen kişi olarak bu sefere rota bilgisiyle katıldı. Marcus 2033 baharında güneyde başka bir seferdeydi. Döndüğünde konvoy iki gün önce yola çıkmıştı. Konvoy planlanan günde dönmedi. Marcus aramaya katıldı. Rotanın ilk yarısı yönetime bildirilmişti. İkinci yarısını yalnızca babası biliyordu. Yağmacıların eline geçmesin diye hiçbir yere yazmamış, yönetim de ona güvenip bunu kabul etmişti. Arama ekibi ilk yarıda dağılmış birkaç eşya buldu, ceset bulamadı. İkinci gün rotanın ilerisi güvensiz ilan edilip arama bırakıldı. Marcus devam etmek istedi, izin verilmedi. Babası, cesedi bulunamadığı için hâlâ kayıp sayılıyor. Aramadan döndüğü gece Marcus, konvoydaki herkesin adını ve rotanın bilinen ilk yarısını bir deftere yazdı. O defteri o günden beri yanından ayırmıyor.
Bugün Marcus, Zentrum'un kayıtlı sakinlerinden biri. Yönetimden resmî bir görev almadı. Yerleşimin yakın çevresindeki seferlere kendi inisiyatifiyle çıkıyor ve dışarı çıkış izninin karşılığında bulduğu erzağın bir bölümünü yönetime teslim ediyor. Gün içinde yerleşimde dolaşıyor, kimin neye ihtiyacı olduğunu dinliyor ve duyduğu eksikleri not ediyor. Eksikler büyüdüğünde dışarı çıkıp ilaç, yakıt ve yiyecek arıyor. Tek başına gitmemeyi tercih ediyor, yanına güvendiği birini alıyor. Her çıkışta güzergâhı ve durak noktalarını bir deftere yazıyor, yanındaki kişiye de gösteriyor. Babasının rotasının yalnızca kendi kafasında olması ve onunla birlikte kaybolması, bunu onun için kesin bir kural hâline getirdi. Kısa vadede dışarıdaki erzak arayışını düzenli, kayıtlı ve kimsenin eksik dönmediği bir hâle getirmek istiyor. Babasına ne olduğunu hâlâ bilmiyor ve öğrenmekten vazgeçmedi.
Marcus sakin ve ölçülü biridir. İnsanları dinlemeyi, kimin gerçekten ihtiyacı olduğunu kimin abarttığını ayırt etmeyi iyi bilir. Sözünün arkasında durur, bir şeyi yapacağını söylediyse yapar. Ama bu ölçülülük bedelsiz değil. Telaşlandığında konuşmaz, sayar. Bir konvoy geç kalırsa, bir ilaç eksik çıkarsa dışarıdan sakin görünür ama içinden saymaya başlar. Ağır bir kapının kilitlenme sesi onu olduğu yerde bir an donduruyor. Dante'nin kapısı ve karantina bloğunun demir kapısı aklına geliyor. İlk gün benzin istasyonunda gördüğü adamın boş bakışı, özellikle bir çocukta görürse, onu en çok sarsan şey. Geceleri gözlerini kapattığında kayıp seferlerdeki kişileri tek tek, hep aynı sırayla sayar ve sayı tutmazsa uyuyamaz.
H-12'den gelenler yönetimin sızıntıyı "fare istilası" diye saklamaya çalıştığını anlatmıştı. O günden beri "her şey kontrol altında" diyen birine, kendi gözüyle görmeden inanmaz. Sinek Yuvası'ndan gelenlerin anlattıkları yüzünden, dışarıda karşılaştığı yabancı gruplara ilk adımda güvenmez. Erzağı paylaşmadan önce sayar, yolu önce kendi gözüyle kontrol eder. Kurallara saygılıdır ama bir insanın zor durumda olduğunu gördüğünde kural ile vicdan arasında kalır. Kararını verirken yavaştır, bu yüzden hızlı karar gereken tehlikeli anlarda geride kalabilir.
Bu Bölüm Yalnızca Whitelist Oyuncularına Açıktır
Karakterin şehir içi gizli sırlarını, derin rol geçmişini ve kapalı rol hikayesini okumak için sunucuda onaylı Whitelist üyesi olmanız gerekir.