Gecenin zifiri karanlığında, metalin soğukluğu ve barut kokusu Jhonsen Marc için tek tanıdık dünyaydı. 1999 doğumlu, 36 yaşındaki bu tecrübeli asker, her şey cehenneme dönmeden önce ordunun bel kemiği sayılan Piyade sınıfının en yılmaz, en disiplinli isimlerinden biriydi. Askeri geçmişi boyunca ona öğretilen ilk kural şuydu: "Piyade çamurda yürür, hattı tutar ve asla geri adım atmaz." Ancak Jhonsen bir kahramanlık masalının peşinde değildi. O, sahadaki Kaos’u okumayı bilen, siperdeki her bir askerin nefes alışını takip eden, görevi ne gerektiriyorsa onu soğukkanlılıkla yapan gerçek bir arazi ustasıydı.
Salgının patlak verdiği ilk haftalarda, karadaki düzeni korumak ve tahliye koridorlarını güvenceye almak amacıyla Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri (USAF) unsurlarıyla koordineli çalışmak üzere görevlendirilmişti. Bir piyade olarak hava kuvvetlerinin teknik dünyasına ilk başta yabancı kalsa da, o omuz omuza çarpışmalarda USAF personeliyle arasında sarsılmaz bir kardeşlik bağı kuruldu. Piyadenin sert arazi tecrübesi ile Hava Kuvvetleri’nin disiplini birleştiğinde ortaya çelikten bir hat çıkmıştı.
Hava Kuvvetleri, virüsün yayılmasını engellemek adına şehrin stratejik noktalarına devasa çelik bariyerler ve korunaklı hatlar kurmuştu. Ancak Asil sürülerinin acı hissetmeden, korkusuzca ve binlerce kişilik dalgalar halinde bu bariyerlere yüklenmesi, ordunun tüm taktiksel hesaplarını altüst etti. Jhonsen, siper hattının tam ortasında, elinde piyade tüfeğiyle bu vahşeti göğsleyen ilk saf tayfadaydı. O bir arazi ustasıydı; rüzgarın taşıdığı kokudan, toprağın titreşiminden ve karanlıktaki gölgelerin ritminden sürünün kaç metre ötede olduğunu sezebiliyordu. Ancak o gece gördüğü şey, mevzinin savunulması değil, göz göre göre gelen bir katliamdı. Savunma hattının batı kanadı Asil’lerin amansız baskısıyla çatırdamış, çelik bariyerler kağıt gibi devrilmişti.
Aşağıda can pazarı yaşanırken telsizlerden komuta kademesinin o buz gibi emri yankılandı: "Geri çekilmeyin, tutunun." Siperdeki piyadeler ve hava personeli için bu artık bir savunma planı değil, intihardan farksız bir gözden çıkarma kararıydı. Gemi batıyordu ve üst kademe kendi askerlerini feda etmeyi seçmişti. Jhonsen, telsizin mandalını bıraktı ve yanındaki USAF personeli arkadaşlarına baktı. Gözlerindeki bakış aynıydı: Vatan için ölmek sorun değildi, ancak stratejik bir hiçbir şey uğruna harcanmak onların askerlik namusuna aykırıydı. Emir-komuta zincirini o an koparan bu tecrübeli ekip, mantıksız emri reddedip ellerindeki son şarjörleri çantalarına doldurarak karanlık ve yıkık sokaklara geri çekildi.
Yıkılmış bir kentin sokaklarında hayatta kalmak, tam da bir piyadenin uzmanlık alanıydı: Mutlak disiplin, çevre kontrolü ve sessizlik. Asil sürülerinin çığlıklarına karşı en büyük kozları, gölgelerle bir olmaktı. Jhonsen, tek başına hareket eden o romantik yalnız kurt figürlerinden nefret ederdi. O bir piyadeydi; gücünü takımdan, yanındaki USAF silah arkadaşlarından alıyordu. Binalar arasında ilerlerken Jhonsen daima öncü veya artçı konumda yer alır, arazinin yapısını okuyarak ekibe en güvenli geçiş koridorlarını açardı. Susturucu takılı tüfeğiyle, ekibin hareket alanına giren bir Asil'i tek bir kurşunla etkisiz hale getirir, iz bırakmadan gölgelere karışırdı.
Sistem tamamen çökerken başının çaresine bakmaya çalışan bu asker kaçaklarının yolu, ordu geçmişi olmamasına rağmen sarsılmaz iradesi ve kriz anlarındaki otoritesiyle tanınan Komutan Varga ile kesişti. Varga'nın boş laflara yer vermeyen, sert ve gerçekçi liderliği bu kaçak asker grubunun saygısını kazanmakta gecikmedi. Piyade disiplinine sahip bu tecrübeli kadro Varga'ya biat etti; Varga da elindeki bu nitelikli askeri gücü kendi komutası altında yeniden organize etti.
2026 yılının son çeyreğinde, USAF'ın kalıntıları ve Varga'ya bağlı bu yeni kadro, eski ordunun enkazından tavizsiz bir güç doğurdu: Son Hat Muhafız Birliği. Dışarıdaki kaostan tamamen izole olmak ve insanlığın son kalesini oluşturmak amacıyla Zentrum sığınağını inşa ettiler. Artık onlar sadece karanlıkta saklanan kaçaklar değil, kıyametin ortasındaki nizamın ve hayatta kalmanın tek teminatıydılar.
Sığınağın soğuk duvarları arasında nöbet aralarında dinlenirken, Jhonsen'ın aklına eski dünyaya dair özlediği nadir şeyler geliyordu; belki tatlı, yumuşak içimli ve bol sütlü soğuk bir kahve ya da közlenmiş kırmızı kapya biberi ve kimyonla özenle hazırlanmış o tanıdık sosun kokusu... Ancak bu kısa anılar, telsizden gelen bir cızırtıyla hızla dağılıyor, yerini yeniden namlunun ucundaki soğuk metale bırakıyordu.
Jhonsen Marc, Zentrum kurulduğundan beri en iyi bildiği işi yapıyor. Sığınağın yüksek gözetleme kulelerinde, rüzgarın yüzüne vurduğu o soğuk gecelerde mevzisinde nöbet tutuyor. Asla abartılı kahramanlıklar peşinde koşmuyor; ne yüzlerce Asil'i tek başına temizleyebileceği yanılgısına düşüyor, ne de sınırlarını zorluyor. Mermilerin kısıtlı olduğunun, her bir atışın hayati önem taşıdığının fazlasıyla farkında. O, Zentrum'un görünmez muhafızı. Hava Kuvvetleri'nden kalan ve kardeşten öte gördüğü silah arkadaşlarıyla devriyeye çıktıklarında, ekibin arkasını kollayan, sessizliği bir kalkan gibi kullanan adam.
Yıllar geçtikçe dünyada ayakta kalan diğer sığınaklar iç sorunlar yüzünden 2031'de birer birer düştüğünde, Komutan Varga yıkılan sığınaklardan sağ kalanları reddetmeyip Zentrum çatısı altında birleştirdi. Merkez giderek kalabalıklaştı, ancak Jhonsen'ın dünyası hala arpacığın ucundaki o kısıtlı ama net görüş açısından ibaret. O, piyade sınıfının dayanıklılığını, USAF'ın kardeşliğini ve Zentrum'un demir iradesini kendi sessizliğinde harmanlayan bir hayatta kalan. Jhonsen Marc için savaş henüz bitmedi; sadece şekil değiştirdi ve o, birliğinin güvende kalması için gölgelerin arasında tetiğe basacağı o mükemmel anı beklemeye devam ediyor.
Bu Bölüm Yalnızca Whitelist Oyuncularına Açıktır
Karakterin şehir içi gizli sırlarını, derin rol geçmişini ve kapalı rol hikayesini okumak için sunucuda onaylı Whitelist üyesi olmanız gerekir.